Deneyimini iyileştirmemize yardımcı olur musun?

İzninle ziyaretleri ve çalışma bağlantılarına tıklamaları ölçüyoruz. Gizlilik bilgileri

İLİŞKİ REZONANSI

Neden Hep Benzer İnsanlara Çekiliyoruz?

Tanıdık duyguların, geçmiş ilişki örüntülerinin ve sınırlarımızın partner seçimlerimizi nasıl etkileyebildiğini inceleyen bir yazı.

Goldkozmos Editoryal10 Dakika okuma

Goldkozmos, Özge Batıgün tarafından kurulan kozmik enerji ve kişisel gelişim platformudur. Kurucuyu ve yaklaşımımızı tanı →

İnsan bazen hayatına giren kişilerin birbirinden tamamen farklı olduğunu düşünür. Biri daha sessizdir, biri daha dominant, biri daha romantik, diğeri daha mesafeli. İsimleri, yüzleri, meslekleri, hayat tarzları değişir ama ilişkinin içinde yaşanan duygular garip biçimde birbirine benzemeye başlayabilir. Başlangıçta çok değerli hissederken bir süre sonra yine bekleyen taraf olursun. İlk aylarda her şey çok yakınken sonra yine mesafe girer. Bir ilişkide kendini anlatmaya çalışmışsındır, diğerinde anlaşılmaya çalışırsın ama sonunda yine aynı yerde bulursun kendini: “Neden hep benzer şeyleri yaşıyorum?” İşte ilişki rezonansı dediğim yer tam olarak burada başlıyor. Çünkü insan yalnızca karşısındaki kişiyi seçmiyor; çoğu zaman tanıdığı bir duyguyu da seçiyor. Ve bazen o duygu sana iyi geldiği için değil, sana tanıdık geldiği için çekici oluyor.

İnsan zihni tanıdığı şeyleri güvenli kabul etmeye eğilimlidir. Bu yüzden çocuklukta, aile ilişkilerinde ya da geçmiş deneyimlerde öğrendiğimiz bazı duygusal dinamikler yetişkin ilişkilerinde tekrar tekrar karşımıza çıkabilir. Sevgiye ulaşmak için çaba göstermek zorunda kaldıysan, seni kolayca seven biri sana yeterince yoğun gelmeyebilir. Sürekli eleştirildiğin bir ortamda büyüdüysen, onay almak için uğraştığın ilişkiler sana alışıldık gelebilir. Yakınlığın ardından mesafe geldiyse, sevgiyi hep kaybetme ihtimaliyle birlikte deneyimlemiş olabilirsin. Sonra hayatına biri girer ve sana yine aynı duyguyu yaşatır. Sen bunun güçlü bir çekim olduğunu düşünürsün. Kalbin hızlanır, zihnin sürekli onu düşünür, mesajını beklersin, davranışlarını anlamlandırmaya çalışırsın. Fakat bazen yoğunluk sandığımız şey sevgi değildir; eski bir duygunun yeniden harekete geçmesidir.

İlişkilerde en çok karıştırdığımız şeylerden biri de budur. Bizi zorlayan kişiye daha fazla bağlandığımızda bunu “çok seviyorum” diye yorumlarız. Oysa bazen bağlandığımız kişi değil, onun içimizde aktive ettiği eksiklik hissidir. Biri sana yeterince açık davranmadığında daha fazla düşünmeye başlarsın. Ne hissettiğini anlamaya çalışırsın. Bir gün yakın, bir gün uzaksa her küçük yakınlık sana büyük bir ödül gibi gelir. Belirsizlik arttıkça zihnin ilişkiye daha fazla enerji harcar ve bir süre sonra yoğun düşünmeyi yoğun sevgiyle karıştırmaya başlayabilirsin. Oysa huzurlu bir ilişkide sürekli bir şey çözmek zorunda kalmazsın. Karşındaki insanın seni sevip sevmediğini her gün analiz etmezsin. Mesajların arasındaki süreyi ölçmez, her cümleden yeni anlamlar çıkarmazsın. Sevgi bazen düşündüğümüzden çok daha sessizdir. Fakat kaosa alışmış bir insan için sessizlik ilk başta boşluk gibi gelebilir.

Bu yüzden insanın ilişkilerde kimi seçtiğinden önce, neyi tanıdığını anlaması gerekir. Çünkü bazen “ben hep yanlış insanları buluyorum” dediğimiz yerde aslında benzer duyguları üreten kişilere yöneliyoruzdur. Bunun tamamen bilinçli bir seçim olması gerekmez. Kimse oturup “beni değersiz hissettirecek birini bulmalıyım” diye düşünmez. Fakat içimizde çözülmemiş bazı inançlar, hangi davranışları tolere ettiğimizi ve hangi insanlara daha hızlı bağlandığımızı etkileyebilir. “Sevgi emek ister” cümlesi örneğin masum görünür. Fakat sen bu cümleyi “sevilmek için sürekli kendimi kanıtlamalıyım” şeklinde yaşıyorsan, ilişkide fedakârlık sınırını çok kolay aşabilirsin. Karşındaki insan geri çekildikçe sen daha fazla yaklaşır, ilgisi azaldıkça daha fazla vermeye başlarsın. Sonunda ilişki iki insanın karşılıklı kurduğu bir bağ olmaktan çıkar ve bir tarafın diğerini ikna etmeye çalıştığı bir yere dönüşür.

İlişki rezonansı yalnızca karşına çıkan insanlarla ilgili değildir. Senin bir ilişkinin içinde nasıl birine dönüştüğünle de ilgilidir. Çünkü aynı kişi farklı ilişkilerde bambaşka davranabilir. Bazı insanların yanında daha güvende, bazı insanların yanında sürekli tetikte hissedersin. Biriyle konuşurken kendini açıkça ifade edebilirken başka biriyle her cümleni düşünmeye başlarsın. Burada yalnızca karşı tarafın davranışlarını incelemek yetmez. Kendi içindeki değişimi de görmek gerekir. Bu insanın yanında ben kim oluyorum? Daha çok mu susuyorum? Kendimi kanıtlamaya mı çalışıyorum? Onun ilgisini kaybetmemek için istemediğim şeylere evet mi diyorum? Sürekli onu anlamaya çalışırken kendi hislerimi geri plana mı atıyorum? Bir ilişkinin sana iyi gelip gelmediğini anlamanın en güçlü yollarından biri karşındaki kişiyi analiz etmek değil, o kişinin yanında kendinle kurduğun ilişkiye bakmaktır.

Çünkü bazen bir insanın sana uygun olmadığını onun kötü biri olmasından anlamazsın. Yanında sürekli kendinden uzaklaştığını fark ederek anlarsın. Belki seni aldatmıyordur, sana bağırmıyordur, dışarıdan bakıldığında ortada büyük bir problem bile yoktur ama sen sürekli kendini küçültüyorsundur. Ne istediğini söylemekten çekiniyor, duygularını fazla buluyor, beklentilerini azaltıyor ve ilişki devam etsin diye kendinin bazı parçalarını sessizce kapatıyorsundur. Sonra bunu uyum sağlamak sanarsın. Oysa uyum ile kendinden vazgeçmek arasında çok ince ama çok önemli bir fark vardır. Sağlıklı bir ilişkide insan değişebilir, esneyebilir, bazı konularda orta yol bulabilir ama kendi varlığını kaybetmez. Sevilmek için başka bir karaktere dönüşmek zorunda kalmaz.

Belki de bu yüzden bir ilişkinin bitmesi bazen yalnızca bir insanı kaybetmek değildir. O ilişkinin içinde kurduğun kimliği de kaybedersin. Gününün bir kısmı onunla konuşmaya göre şekillenmiştir. Gelecek planında o vardır. Bazı alışkanlıkların, bazı düşüncelerin, hatta kendini görme biçimin bile o ilişkinin içine yerleşmiştir. Ayrılık geldiğinde bu yüzden sadece kişiyi özlemezsin. O kişinin yanında olduğun halini de özlersin. Sonra insan çoğu zaman bu boşluğu tekrar eski ilişkiye dönerek kapatmak ister. Çünkü tanıdık acı, bilinmeyen bir hayattan daha güvenli gelebilir. İşte bazı döngüler tam burada yeniden başlar. Aynı kişiye dönmesen bile aynı dinamiği taşıyan başka birine yönelirsin ve hikâye yeni bir yüzle devam eder.

Spiritüel dilde “rezonans” kelimesi çoğu zaman benzer enerjilerin birbirini çekmesi şeklinde anlatılır. Fakat bu fikri yalnızca görünmeyen bir çekim olarak ele almak insanın kendi davranışlarını görmesini zorlaştırabilir. Çünkü ilişkilerde rezonans dediğimiz şey bazen çok somut biçimlerde çalışır. Neye alışık olduğun, neye göz yumduğun, hangi davranışı sevgi sandığın, nerede sınır koyamadığın ve hangi duyguyu aşk olarak yorumladığın hayatına aldığın insanlarla kurduğun bağı etkiler. İnsan bir şeyi değiştirmek istediğinde yalnızca “daha farklı birini hayatıma çekmek istiyorum” demesi yetmez. Farklı bir ilişki yaşayabilmek için bazen ilişkinin içinde farklı davranmayı da öğrenmek gerekir.

Çünkü sınır koymayan biri hayatına mükemmel insanı getirerek sınır sorununu çözmez. Kendini değersiz hisseden biri yalnızca çok seven bir partner bularak özdeğerini kalıcı biçimde kuramaz. Terk edilme korkusu yaşayan biri dünyanın en güvenilir insanıyla birlikte olsa bile içinde o korkuyu taşıyabilir. Bir partner bazı yaralarımızın iyileşmesine eşlik edebilir ama bizim yerimize o yarayı iyileştiremez. İlişkiler bazen bize kendimizle ilgili çok güçlü aynalar sunar. Sevildiğimiz yerde sevgiyi kabul edip edemediğimizi, eleştirildiğimiz yerde kendimizi nasıl koruduğumuzu, belirsizlikte ne kadar kaybolduğumuzu, yakınlık arttığında kaçıp kaçmadığımızı gösterir. Ve belki de ilişki rezonansını anlamanın en önemli kısmı budur: Karşındaki insan sana yalnızca kendisini göstermez, senin kendinle kurduğun ilişkiyi de görünür hale getirir.

Bazen insan aynı ilişkiyi tekrar yaşamamak için yeni insanlardan kaçmaya çalışıyor. “Artık kimseye güvenmeyeceğim,” diyor. “Kimseye bağlanmayacağım.” Böylece zarar görmeyeceğini düşünüyor. Fakat kapanmak, iyileşmek değildir. Sadece yaranın dokunulmasını engellemektir. Gerçek değişim, bir daha kimseye ihtiyaç duymamak değil; ihtiyaç duyduğunda kendinden vazgeçmemeyi öğrenmektir. Sevmek ama sevgiyi dilenmemek. Yakınlaşmak ama sınırlarını kaybetmemek. Birini istemek ama onun seni istememesini kendi değerin hakkında verilmiş bir karar gibi görmemek. Bir ilişki bittiğinde üzülmek ama hayatının da bittiğine inanmamak. Bunlar kulağa küçük farklar gibi gelebilir ama insanın ilişki kaderini değiştiren şey çoğu zaman tam da bu farklardır.

Belki de hayatımıza giren insanları tamamen kontrol edemeyiz. Kiminle karşılaşacağımızı, kimin kalacağını, kimin değişeceğini, kimin gideceğini önceden bilemeyiz. Stoa’nın hatırlattığı yer de burasıdır: Başkasının seçimi bizim kontrolümüzde değildir. Fakat kimi hayatımızda tutacağımız, neyi kabul edeceğimiz, hangi davranışın karşısında kalacağımız ve kendi değerimizi birinin davranışına teslim edip etmeyeceğimiz konusunda söz hakkımız vardır. İnsan ilişkilerde gerçek gücünü karşısındaki kişiyi değiştirdiğinde değil, kendi sınırını tanıdığında kazanmaya başlar.

Belki de en büyük ilişki değişimi yeni birini bulduğunda başlamaz. Eski bir davranışı artık yapmadığında başlar. Eskiden peşinden koştuğun yerde durduğunda, sürekli açıklama aradığın yerde gerçeği gördüğünde, birinin ilgisizliğini kendi eksikliğin sanmadığında, sırf yalnız kalmamak için sana iyi gelmeyen bir yerde kalmadığında… İşte o zaman ilişki rezonansın değişmeye başlar. Çünkü artık yalnızca hayatına giren insanlar değişmiyordur. Sen de ilişkinin içinde başka bir yerden duruyorsundur. Ve bazen insanın hayatındaki en büyük dönüşüm, sonunda farklı birini seçmesi değil, kendisini terk etmeyi bırakmasıdır.

Yorumlar

Yorum yapmak için giriş yap. Giriş yap

KEŞİFTEN KENDİ YOLCULUĞUNA

Kendine bir çalışma alanı aç.

Semboller üzerine düşünmek, kendini tanıma yolculuğunun bir başlangıcı olabilir. Kozmik enerji yaklaşımımızı tanı, kişisel gelişim ve birebir çalışma seçeneklerini kendi ihtiyacına göre incele.

OKUMAYA DEVAM ET

Bir sonraki keşfin

İLİŞKİ REZONANSI

İlişkide Yakınlık, Kendinden Vazgeçmek Değildir

Birlikte kalabilmek için sürekli susuyorsan, ilişkinin içinde kendine ne kadar yer bıraktığına bakmanın zamanı olabilir.

Yazıyı oku ↗
AŞK · İLİŞKİ REZONANSI

Aşkta Çekimin Yanında Güvene de Yer Açmak

Heyecan duyduğun bir bağın içinde rahat da hissediyor musun? Aşka yaklaşırken çekimi, beklentiyi ve güveni birlikte düşünmek.

Yazıyı oku ↗
KENDİLİK REZONANSI

Kendine Dönmek Küçük Seçimlerle Başlar

Herkese yetişirken kendi ihtiyacını ertelemek üzerine: iç sesini duymak ve günlük hayatında ona küçük bir yer açmak.

Yazıyı oku ↗