Deneyimini iyileştirmemize yardımcı olur musun?

İzninle ziyaretleri ve çalışma bağlantılarına tıklamaları ölçüyoruz. Gizlilik bilgileri

KENDİLİK REZONANSI

İnsan Kendinden Ne Zaman Uzaklaşır?

Özdeğer, sınırlar, onay ihtiyacı ve başkalarının beklentileri arasında insanın kendi sesini nasıl kaybedebildiğini sorgulayan bir yazı.

Goldkozmos Editoryal8 Dakika okuma

Goldkozmos, Özge Batıgün tarafından kurulan kozmik enerji ve kişisel gelişim platformudur. Kurucuyu ve yaklaşımımızı tanı →

İnsan çoğu zaman kendisini tanıdığını düşünür. Neyi sevdiğini, neyi sevmediğini, nasıl biri olduğunu, neye dayanabildiğini bildiğini sanır. Fakat hayatın bazı dönemlerinde verdiğimiz kararların ne kadarının gerçekten bize ait olduğunu sorgulamaya başladığımızda işler değişir. Çünkü insan her zaman kendi istediği hayatı yaşamaz. Bazen kendisinden beklenen hayatı yaşar. Bazen ailesinin doğru bulduğu kişiye dönüşür, bazen çevresinin kabul edeceği şekilde davranır, bazen sevdiği birini kaybetmemek için kendi ihtiyaçlarını küçültür. Bunların hiçbiri bir anda olmaz. İnsan kendisinden yavaş yavaş uzaklaşır. Bir gün istemediği halde evet der, başka bir gün kırıldığı yerde sesini çıkarmaz, sonra kendisini fazla bulduklarını düşünerek daha az konuşmaya başlar. Bir süre sonra da bütün bunların kendi karakteri olduğuna inanmaya başlayabilir.

Kendilik rezonansı dediğim şey tam olarak burada başlıyor. İnsanın yalnızca kendisi hakkında ne düşündüğüyle değil, kendisiyle nasıl bir ilişki kurduğu ile ilgilidir. Çünkü insanın kendi değerine dair taşıdığı düşünceler, hayatın birçok alanına sessizce sızar. Kendini yeterli görmeyen biri, yaptığı şeyi küçümseyebilir. Sevilmeye layık olduğuna inanmayan biri, sevgi gördüğünde bile bundan şüphe edebilir. Sürekli onay almaya alışmış biri, yalnızca kendi istediği için karar vermekte zorlanabilir. Kendini başkalarının gözünden görmeye başlayan biri için insanların memnuniyeti zamanla kendi huzurundan daha önemli hale gelebilir. Sonra insan neden sürekli yorulduğunu, neden hayatındaki insanlara bu kadar fazla verdiğini, neden hayır diyemediğini anlamaya çalışır. Belki de sorun yalnızca çevresindeki insanların çok şey istemesi değildir. Bazen insan kendi değerini faydalı olmakla, sevilmekle, kabul görmekle ya da birilerine yetebilmekle ölçmeyi öğrenmiştir.

Bu yüzden kendilik meselesi yalnızca “kendini sev” cümlesiyle açıklanabilecek kadar basit değildir. İnsan kendisini sevdiğini söyleyebilir ama hâlâ kendi sınırlarını çiğneyebilir. Kendisine değer verdiğini düşünebilir ama başkasının onayı gelmediğinde bütün özgüvenini kaybedebilir. Güçlü olduğunu söyleyebilir ama yardım istemeyi zayıflık olarak gördüğü için sürekli tek başına mücadele edebilir. Kendine iyi davranmak bazen güzel cümleler söylemekten çok daha zor bir şeydir. Çünkü gerçek kendilik, insanın kendi ihtiyaçlarını da ciddiye almasını gerektirir. Yorulduğunu kabul etmeyi, istemediği bir şeyi reddetmeyi, bazen hayal kırıklığı yaratmayı göze almayı, herkes tarafından anlaşılmayacağını bilmeyi ve buna rağmen kendi doğrusu ile kalabilmeyi gerektirir.

İnsanların büyük bir kısmı kendilerini başkalarının tepkileri üzerinden tanımaya çok erken yaşlarda başlar. Sessiz olduğunda “ne kadar uslu”, başarılı olduğunda “aferin”, itiraz ettiğinde “zor”, duygulandığında “çok hassas” denir. Bir çocuk bütün bunları yalnızca duymaz; kendisi hakkında bilgi gibi kaydeder. Sonra büyüdüğünde kendi duygularını bile bu etiketlerin içinden değerlendirebilir. Öfkelenince kendisini kötü biri sanır, sınır koyunca suçlu hisseder, dinlenmek istediğinde tembel olduğunu düşünür. Çünkü insan bazen kendi iç sesini kendi sesi zanneder ama o ses yıllar önce başka insanların söylediği cümlelerden oluşmuştur. Kendilik rezonansında en önemli farkındalıklardan biri de budur: Kafamın içinde benim hakkımda konuşan bu ses gerçekten bana mı ait?

Belki de insanın kendisine dönmesi, önce bu sesleri ayırmayı öğrenmesiyle başlar. Ben gerçekten başarısız mıyım, yoksa hata yapmaktan korktuğum için hiçbir şeye başlamıyor muyum? Ben gerçekten fazla mı hassasım, yoksa yıllarca duygularım küçümsendiği için artık onları göstermeye çekiniyor muyum? İnsanlara yardım etmeyi gerçekten seviyor muyum, yoksa ancak ihtiyaç duyulduğum zaman değerli hissedebildiğim için mi sürekli kurtarıcı rolüne giriyorum? Yalnız kalmayı mı seviyorum, yoksa reddedilme ihtimalinden kaçtığım için mi kimseye yaklaşmıyorum? İnsan kendisine doğru soruları sormaya başladığında bazı özelliklerinin sandığı kadar değişmez olmadığını fark ediyor. Çünkü bazen karakter dediğimiz şey, uzun zamandır tekrar ettiğimiz bir savunma biçimidir.

Kendimizi korumak için geliştirdiğimiz davranışlar bir dönem gerçekten işe yaramış olabilir. Çok fazla sorumluluk almak sana kontrol duygusu vermiş olabilir. Herkesin ihtiyacını önceden düşünmek çatışmadan uzak durmanı sağlamış olabilir. Duygularını göstermemek incinmeni engellemiş olabilir. Kimseye ihtiyaç duymamak güvenli hissettirmiş olabilir. Fakat insan büyüdüğünde eski korunma yöntemleri yeni hayatında görünmez bir kafese dönüşebilir. Artık seni korumayan bir davranışı hâlâ sürdürdüğünde, bunun bedelini ilişkilerinde, işinde ve kendi iç huzurunda ödemeye başlayabilirsin. Kendilik rezonansı biraz da bu yüzden insanın kendisini yargılamadan incelemesini gerektirir. “Neden böyleyim?” sorusundan çok “Bu davranış bir zamanlar beni neden koruyordu?” sorusu bazen çok daha fazla şey anlatır.

İnsan kendisini anlamaya başladığında geçmişte yaptığı bazı şeylere de başka gözle bakıyor. Belki neden o ilişkide bu kadar uzun kaldığını, neden birinin peşinden bu kadar çok koştuğunu, neden kendisine iyi gelmeyen bir ortamdan çıkamadığını daha iyi görebiliyor. O zamanki halini küçümsemek yerine, o kişinin elindeki imkânlarla hayatta kalmaya çalıştığını fark ediyor. Kendini anlamak geçmişteki her davranışı haklı çıkarmak değildir ama kendi hikâyene yalnızca suçlayarak bakmayı bırakmaktır. Çünkü insan kendisine sürekli kızdığında değişmiyor; çoğu zaman daha fazla utanıyor ve aynı davranışları saklamaya başlıyor. Dönüşüm ise insanın kendisini dürüstçe görebildiği yerde başlıyor.

Kendilik rezonansını spiritüel bir yerden düşündüğümüzde de benzer bir noktaya geliyoruz. İnsan çoğu zaman hayatına neyi çektiğini merak ediyor ama kendisine nasıl davrandığını daha az sorguluyor. Oysa sürekli kendisini küçümseyen, kendi emeğini değersiz gören, sınırlarını ihlal eden birinin dışarıdan yalnızca değer ve saygı beklemesi içsel bir çelişki yaratabilir. Buradaki mesele “sen neye inanırsan onu çekersin” gibi basit bir denklem değil. Mesele, kendimiz hakkında taşıdığımız inançların seçimlerimizi etkilemesi. Kendine değersiz davranan biri, değersiz hissettiren davranışlara daha uzun süre tahammül edebilir. Kendine güvenmeyen biri, fırsat geldiğinde geri çekilebilir. Sürekli başarısız olacağına inanan biri, başlamadığı şeylerin sonucunu kader zannedebilir. İnsan bazen hayatın ona ne verdiğini değil, kendisinin neyi kabul edilebilir gördüğünü değiştirdiğinde çok şey değişmeye başlar.

Stoa felsefesinin burada sunduğu sakin ama güçlü bir taraf vardır. İnsan başkalarının kendisi hakkında ne düşüneceğini yönetemez. Herkes tarafından sevilmesini sağlayamaz. Geçmişini değiştiremez. Başına hiçbir kötü şey gelmeyeceğini garanti edemez. Fakat kendi değerini başkalarının fikrine teslim edip etmeyeceği, nerede duracağı, hangi davranışı kabul edeceği ve kendi hayatında nasıl biri olmak istediği konusunda bir alanı vardır. İnsan bu alanı fark ettiğinde kendilik duygusu da dışarıdaki dünyanın tepkilerinden biraz daha bağımsız hale gelir. Birinin seni beğenmemesi artık kim olduğuna dair nihai bir karar değildir. Bir başarısızlık bütün kimliğini tanımlamaz. Bir ayrılık seni sevilmez yapmaz. Bir hata karakterinin özeti değildir.

Belki insanın kendisine yapabileceği en büyük haksızlıklardan biri, hayatının tek bir dönemini bütün kimliği sanmaktır. Kötü bir dönemden geçiyorsan başarısız biri olduğuna, yorulduysan güçsüz olduğuna, yanlış bir seçim yaptıysan karar veremeyen biri olduğuna inanmak kolaydır. Oysa insan sabit bir şey değildir. Yaşadıklarımız bizi etkiler ama bizi tamamen tanımlamaz. Bugün sınır koyamıyor olman bunu hiçbir zaman öğrenemeyeceğin anlamına gelmez. Bugün kendine güvenmemen, hayatının geri kalanında da böyle yaşayacağın anlamına gelmez. İnsan kendi davranışlarını fark edebildiği ölçüde onları dönüştürme ihtimali de kazanır.

Kendilik rezonansının en zor taraflarından biri de başkalarının bizden memnun olmamasına dayanabilmektir. Çünkü uzun süre uyumlu, anlayışlı ve fedakâr olarak yaşamış biri değişmeye başladığında çevresindeki herkes bundan hoşlanmayabilir. Eskiden her şeye evet diyen biri hayır demeye başladığında “değiştin” denebilir. Sürekli açıklama yapan biri kendisini açıklamayı bıraktığında soğuk bulunabilir. Herkesin sorununu çözen biri kendi hayatına yönelmeye başladığında bencil olmakla suçlanabilir. Bu noktada insan eski haline dönmek isteyebilir çünkü kabul görmek tanıdıktır. Fakat kendine dönüş bazen birkaç insanın seni artık eskisi kadar kolay yönetememesi anlamına gelir. Ve bu her zaman rahat bir süreç değildir.

İnsanın kendisini seçmesi, herkesi hayatından çıkarması ya da yalnızlaşması anlamına gelmez. Tam tersine, ilişkilerin içinde kendini koruyabilmek anlamına gelir. Sevmek ama kendinden vazgeçmemek, destek olmak ama herkesin yükünü taşımamak, empati kurmak ama kötü davranışı açıklamak için sürekli bahane üretmemek… Kendilik güçlü olduğunda insan başkalarına ihtiyaç duymayan biri haline gelmez. İhtiyaç duyduğu halde kendi değerini kaybetmeyen biri olur.

Belki de kendini bulmak diye anlattığımız şey aslında yeni bir insan yaratmak değildir. Üzerine yıllar boyunca eklenen beklentilerin, korkuların, rollerin ve başkalarından alınmış tanımların arasından kendi sesini yeniden ayırt etmektir. İnsan kim olduğunu bir anda keşfetmez. Bazen kim olmadığını fark ederek yaklaşır kendisine. Artık taşımak istemediği rolleri bırakır, sürekli kanıtlamak zorunda hissettiği şeylerden uzaklaşır, kendisini başkalarının sevgisine göre ölçmemeyi öğrenir. Ve bütün bunların sonunda çok daha gösterişli bir versiyonuna değil, daha gerçek bir haline ulaşır.

Belki kendilik rezonansı tam olarak budur. Hayatın sana sürekli seni değerli hissettirmesini beklemek yerine, kendi değerini yalnızca dışarıdan gelen tepkilerle ölçmemeyi öğrenmek. Herkesin seni anlamasını istemek yerine, önce kendine dürüst olabilmek. Kendi hayatında başkalarının beklentilerine göre şekil değiştiren biri olmaktan yavaş yavaş vazgeçmek. Çünkü insanın kendisine dönüşü çoğu zaman büyük bir aydınlanma anıyla başlamaz. Bazen yalnızca bir gün, yıllardır yaptığı bir şeyi yapmamayı seçmesiyle başlar.

Yorumlar

Yorum yapmak için giriş yap. Giriş yap

KEŞİFTEN KENDİ YOLCULUĞUNA

Kendine bir çalışma alanı aç.

Semboller üzerine düşünmek, kendini tanıma yolculuğunun bir başlangıcı olabilir. Kozmik enerji yaklaşımımızı tanı, kişisel gelişim ve birebir çalışma seçeneklerini kendi ihtiyacına göre incele.

OKUMAYA DEVAM ET

Bir sonraki keşfin

KENDİLİK REZONANSI

Kendine Dönmek Küçük Seçimlerle Başlar

Herkese yetişirken kendi ihtiyacını ertelemek üzerine: iç sesini duymak ve günlük hayatında ona küçük bir yer açmak.

Yazıyı oku ↗
İLİŞKİ REZONANSI

İlişkide Yakınlık, Kendinden Vazgeçmek Değildir

Birlikte kalabilmek için sürekli susuyorsan, ilişkinin içinde kendine ne kadar yer bıraktığına bakmanın zamanı olabilir.

Yazıyı oku ↗
AŞK · İLİŞKİ REZONANSI

Aşkta Çekimin Yanında Güvene de Yer Açmak

Heyecan duyduğun bir bağın içinde rahat da hissediyor musun? Aşka yaklaşırken çekimi, beklentiyi ve güveni birlikte düşünmek.

Yazıyı oku ↗